Benİ Renklerİmle Sevİn

Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) Neden İyi Anlaşılmalıdır?

Naiftir DEHB’li çocuk... Anlaşılmak ister; anlamak için genellikle uğraş gerekse de ihtiyacı budur tam olarak.

Desteklenmek ister; farkındadır zayıf yönlerinin ve güçlendirilmek ister…

Dünyası rengarenktir; renklerine ihtiyacı vardır çünkü yaşadığını ancak kendi renklerinden beslenen heyecanını kaybetmeden hissedebilir. Bastırılmadan, suçlanmadan, sevgi ve emek ile yetiştirilmek, diğer her çocuk gibi sevgiyi hissetmek ister. Zaman zaman sevgiyi anlamıyor ya da alamıyor gibi görünse de, varlığını bilmek bile yeter ona…

Kendine güveni dağlar kadar zannedersiniz; risk alır, düşünmeden hareket edebilir, aklına gelen hemen dilinden dışarı dökülür ama bu iç dünyasının göstergesi değildir aslında: İç dünyasında kaygılıdır; hata yapmaktan korkar, sonra yine hata yapmaktan korkar, sonra yine… Sonunda bu korku onun davranışı haline dönüşür ve renklerini kaybetmeye başlar birer birer. Eleştirilmekten korkar; iyi niyetle yaptıklarının yanlış anlaşılacağından korkar ve doğallığına bir darbe daha iniverir o anda.

Daha küçüklüğünde “çok yaramazsın, yanlış yaptın, zarar verdin” cümleleri işlenir onun dünyasına. Her iyi niyetli veya en azından kötü niyetli olmayan girişiminde tosladığı bir duvar vardır; engellenme, dışlanma, sonunu getirememe, eleştirilme ve daha bir dolu olumsuz mesajla karşılaştığı, aşmak için boyunun çok kısa kaldığı bir duvar.

Sorumluluklar arttıkça ve o bilinçlendikçe, yaptıklarının ve nedenini anlayamasa da yapamadıklarının acı sonuçları olduğunu keşfeder: Arkadaş ilişkileri zedelenir; hep kendi dediği olsun ister, lider olmak ister, onun için heyecan uyandıran ama tehlikeli aktivitelerde bulunmak ister.
 
Arkadaşları başta onu ilgi çekici bulsa da, başlarına bir şey gelecek korkusuyla fazla yanaşmaya da çekinirler. Ya da çok sevdiği o arkadaşının annesi bir gün evi arar ve kendi çocuğunun oyun sırasında kışkırtıp yaralanmasına sebep olduğu için ne kadar kırgın olduğundan bahseder.  Çocuk, annesinin konuşma sırasında değişen bakışlarından, yine yanlış bir şey yaptığını anlar.

Bir gün bir bakar, gözüne girmek için çok uğraştığı öğretmeninin gözde öğrencilerinden olamamaktadır. Evet; iyi hatta çok iyi olduğu dersleri vardır ama karşı tarafta sınıfta nasıl oturacağını şaşırdığı, ilgisini hiç çekmeyen dersler de vardır.  Ne yapsın, yanındaki arkadaşıyla sohbet etmek ister. Çünkü odaklanamamaktadır. O anda öğretmeni seslenir ve şöyle der: “Sessiz ol, arkadaşını konuşturma!”

Kim bilir kaçıncı kez duyduğu bu söz artık etkisini kaybetmiştir. İlgi duymadığı derslerde durum aynı şekilde sürüp gidecektir.

Veli toplantısında annesine sıklıkla şunlar söylenmektedir: “İstediği zaman her şeyi becerebilir. Yeter ki istesin. Ama istemiyorsa, ne yapsanız boş…” ya da “Kurallara uymaya hiç niyeti yok; sözümü dinletemiyorum. Ceza alacağını bilse dahi değişen bir şey yok.” Böylece zavallı anne utana sıkıla, çocuğunun başardığı işlere ve iyi derslerine bile sevinemeden okuldan ayrılır. Akşam ona okulda bu söylenenlerden bahsettiğinde,  çocuğun hissettiği yetersizlik duygusuna bir tuğla daha eklenmiş olur.

Yapmak ister... Hem de çok. Çünkü hala sıkı sıkıya bağlandığı o renkler silikleşmişse de tamamen kaybolmuş değildir. Karar verir; masaya oturur, bir süre sonra çalışmaya başlar ve puf!   birkaç dakika sonra ilk anda var olan motivasyonu kaybolup gidivermiştir.  Motivasyonunu çağırır, arar durur ama başarılı olamaz ve sonunda pes eder. Oyunları, bilgisayarı ve yapması gereken işle hiç ilgisi olmayan uyaranlarına yönelir. Haz duymaya ihtiyacı vardır; takip edebildiği, konsantre olabildiği, yapabildikçe iyi hissettiği bu farklı uyaranlarla haşır neşir olduğu vakitlerde, kendi görevinden tamamen kopar ve kaçınılmaz son olan eleştiri kendini yine gösteriverir…

“Neden bitmedi bu ödev? Ne yaptın bu saate kadar? Hafta sonu sana gezme yok.”

Düşer yüzü çocuğun o an… Çaresizdir… Bu durumu bile isteye yaratmadığını ifade edememektedir. Neden bazı derslerinde çok az bir gayretle harikalar yaratıp da bazılarında kaçıp gitmek istediğini kendi bile anlayamamaktadır ki…

Ergenlik ve yetişkinlikteyse durum daha da ciddi bir hal alır. Akademik ve sosyal sorumluluklar artar, bağımsızlaşma, kendini ortaya koyma vakti gelip çatar. Aile artık işleri birey için yapmaz; sorumluluklar ona aittir ve bunlar yerine gelmediği takdirde sonuçları kendi üstlenecektir. Tabii ki istenmeyen sonuçların olumsuz yansımaları hayatın her bölümünde belirginliğini korumaya devam eder. Bireyin içinde kalan birkaç renk ona sorumlulukları yerine getirecek gücü olduğunu fısıldasa da, küçük yaştan itibaren içine ekilen “yine olmadı” tohumları artık ağaç olmuş ve acı meyveler vermeye başlamıştır. Birey inancını kaybeder; yapabileceklerine olan inancı kaybeden birey, ortalama başarılarla günü geçirmeye mahkûm olur. Işığını yitirir; renklerin varlığını hissetse de, eline boya kalemini alıp soluklaşmış olan renklerini parlatmaya gücü kalmamıştır.

 İyi haberse, bu durumun nihai olmak zorunda olmadığıdır ve işte DEHB’nin güzel olan birçok yönünden biri de budur. Doğru destekle, algıda ve yaklaşımda yapılacak değişikliklerle birey bir gün o boya kalemlerini tutacak gücü bulabilir ve umudun olduğu yerde korku ne yaparsa yapsın galip gelemeyecektir. Önemli olan şudur; başarılar, kahkahalar ve duyulacak gururlarla geçebilecek yılları çoğaltmak için DEHB’yi öğrenmek. Yılların geçmesine izin vermeden konuya hâkim olarak onu hemen şimdi yönetmeye başlamak.
 
EBEVEYNLER NELER YAPABİLİR?

Özellikle mükemmeliyetçi ebeveynlerin kabul etmekte zorlandığı ve çoğu zaman kabullenemeyip bunu çocuğa çeşitli olumsuz şekillerde yansıttığı bir durumdur Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB). Kendileri başarılıdır, organizedir, zamanı yönetmede sorun yaşamamaktadır, düzenlidir, planlıdır, kendi alanlarında yükselmiş ve bunun için gerekenleri zaman zaman zorlansalar da yapabilmişlerdir. Bu çocuk kime çekmiştir ve neden inatla tutumunu değiştirmemektedir? Evet; hep bir soru cümlesi geçer akıllardan.

İşte tam da bu nedenle, ebeveynler bu soruların cevaplarını öğrenip, sabırla anlamaya çalışıp, öğrendiklerini kendi davranışlarını değiştirme yolunda uygulamaya koyduklarında göreceklerdir mucizevi etkiyi. Göreceklerdir ki, çocukları ancak bu şekilde, kendi dillerinde konuşulduğu zaman ve eleştirilmediklerinde, desteklenip güçlendirildiklerinde renklerini kaybetmemektedirler. O renkler var oldukça içsel motivasyonları yüksek olabilecek, o renkler kabul gördükçe ve sevildikçe benlik saygıları olumlu gelişecektir. O renklere olumlu yaklaşılıp doğru yönetildikçe kaygı oluşmaz. Kaygı oluşmadıkça birey özgüvenli ve başarılı olma yolunda potansiyelini üst düzeyde kullanabilir. Sonuçta, DEHB tanısı almış çocuğa sahip olmanın keyfi çıkarılabilir.

Birçok kişilerarası sorunda olduğu gibi burada da anahtar, etkili iletişim, olduğu gibi kabul etme ve sevgide saklıdır. Çocuğunuzu renkleriyle kucaklayın. Gerekirse bu konuda uzman olan birinden destek alın, DEHB’yi öğrenin . Öğrendiklerinizi çocuğunuzla olan yaşantınızda uygulamaya koyun. Sonuç umduğunuzun çok ama çok ötesinde olacaktır.

Psikolog - DEHB Uzmanı
Duygu GÜNDOĞ
Mİsyonum
Herkes için hayatta sevdiği işi yapmak önemlidir fakat DEHB tanısı almış ve bunun üstesinden gelmiş bir birey için daha da önemlidir. Ben böyle yaptım; bu konuda örnek ve destek olmaya da tutkuyla bağlıyım.
Göktürk, Mecidiyeköy, Ataşehir
Telefon : 0542 389 48 82 E-posta : info@duygugundog.com

all right reserved by Duygu Gündoğ proudly powered by Piernet